Osmanlı’nın o haşmetli ve izzetli insanlarının torunları bir gecede Avrupa’ya atıldığı zaman, kimse onların hâlini hatırını sormadı. Hanedan sülalesinin erkekleri ekseriyetle askerdi, meslekleri dışarıda geçmedi. Buradaki malları da tarümar edildi. Ayrılacakları gece evlerini soydular ve Türkiye’nin dışında hepsi aç bırakılıp öz vatanlarından uzakta ölüme terkedildiler.
•••
Hanedan mensuplarından çogu, Sultan Vahidettin başta olmak üzere Şam’da Selimiye Camii Şerifinin avlusunda medfundur. Halife Abdülmecid Efendi Medine’de Cerinet’tül Bakiye defnolunmuştur. Paris Camii’nde cenazesi 10 sene beklemiştir. Kendisi öyle vasiyet ettiği için.
1944′den 1954′e kadar mücadele edilmiştir. Bir Ali Osman’a yakışan da böyle vatan toprağına gömülmeyi istemektir.
Mesela O’nun oğlu Sehzâde Ömer Faruk Efendi Mısır’da vefat etti. Mısır bir Müslüman toprağı olduğu halde Türkiye’de işbaşına gelen herkese mektup yazmıştır. “Her türlü siyasî haktan mahrum olarak vatanda yaşamama müsaade edin. Boğaziçi’nde balıkçılık yapmaya razıyım” diye Cemal Gürsel’e bile mektup yazdı. Sonunda kabul edilmeyeceğini anlayınca, o sırada Hanedan hakkında bir yazı yazmış bulunan rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’ye bir mektup yazarak “Bizi vatana kabul etmeyeceklerinden emin oldum. Bir zarfın içine Allah rızası için bir avuç vatan toprağı koyun da hiç olmazsa kabrime konulsun” diyecek kadar vatan hasreti içinde kıvranmış bir insandı.
Bunun diğer bir misali de Sultan Abdülhamid’in kızlarından birisi olan Zekiye Sultan’dır. Kocası da Gazi Osman Paşa’nın oğludur. Nice’de vefat ettiğinde vasiyet etti ki, “Bir gün müsait olursa beni vatan da defnedin”. Bu sebeple cenazesi Nice’deki bir kilisede tahnit edilmiş (ilaçlanmış) olarak 30 sene bekledi. Sonunda kilise mensupları götürüp bir yere defnettiler.
•••
…Sultan Vahdettin aç’tı. Öldüğü zaman İtalyan bakkallarına 150 bin liret borcu vardı. Tabutuna haciz kararı geldi.
Ve “Bu tabut para ödenmeden kaldırılamaz” diye tabuta yazı asıldı. Abdülmecid Efendi’nin oğlu ve Sultan Vahdettin’in damadı Ömer Faruk Efendi ve bir kaç kişi, mutfak kapısından tabutu kaçırdılar, Şam’a götürüp defnettiler. Sonradan kızı, İtalyan bakkalların borcunu ödedi.
•••
Vahidettin İtalya’ya ilk gittiği zaman, San Remo’da kiralık bir villada kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahdettin’e bir yaver gönderdi. “Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Zatiali nerede oturmak istiyorsa emrine amadedir. Kendisine aylık su kadar liret tahsis edilmiştir” dedi. Sultan Vahdettin bunların hiçbirisini kabul etmedi. Yaveri Miralay Fahri Engin o sırada tercümanlık yapıyordu. “Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhalde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz” dedi. Bunun üzerine Vahdettin “Fahri Bey, Maiyeti saniyemde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben Müslümanların halifesi sıfatıyla bir gayri müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem” dedi.
•••
Mahmut Şevket Efendi’yi ziyarete gitmiştik. Bir Fransız kasabasında oturuyordu. O sıralar kızı Avinyon’da ameliyat olmuş. Birlikte onu ziyarete gittik. Odasına girdiğimiz zaman kızı konuşamıyordu. Mahmud Şevket Efendi “Nermin” diye sesleniyor, kızında cevap yok. Nermin işaretle kağıt kalem istedi, bulduk. Yazdı ki “ameliyat ederken yanlışlıkla dilimi kestiler konuşamıyorum.” O adamın karyolanın üzerine bir abanışı yardı. Dünyada bir kızım var, bundan sonra o da böyle dilsiz mi kalacak?” diye. Ben hayatımda, aniden bir insan yüzünden böyle ter aktığını görmedim. Sonra bana döndü dedi ki: “Osmanoğullarının dramını yazıp bizi aleme mi acındıracaksın? Hıristiyanlara da “Müslümanları asırlarca zaferden zafere koşturmuş bir aileden işte böyle intikamınızı aldınız, sizin arzu ettiğinizden daha büyük facialara sürüklendiler? diye mi göstereceksin?” Bu söz, onların gurbet hayatını anlatırken daima kulaklarımda çınladı.
Düşünün ki bir şehzade ölmüştür. Belediye kendi imkanları ile bir mezarlık yeri vermediği için, cenazesi Mans Denizine atilmıştır. Bu, Sultan Abdülhamid’in oğludur.
Yine Nice’de parkta bir şehzade ölü olarak bulunuyor. Bankada son nefesini vermeden bir mektup yazmış ve göğsüne iliştirmiş. Mektupta şöyle diyor. “Benim ölümümden kimseyi mesul tutmayın, ben açlıktan ölüyorum. Yeleğimin iç cebinde beni İslamî usullere göre Müslüman mezarlığına defnedecek para vardır.” Fransız polisinin değerlendirmesi de “daha birkaç ay yaşayacak kadar parası olduğu halde cenazesini düşünüyor, bu enayiymiş” oluyor.
•••
Abdulhakim Arvasi (rahimehullah) 1940′larda buyurmuş ki: “Biz Sultan Aziz’in âhını çekiyoruz. Sultan Hamid’in ahına daha sıra gelmedi. Biz bu hanedana yapılan zulme kayıtsızlığımızın cezasını çekiyoruz. Hanedan bedduası müthiştir. Bizim ecdadımız, hanedan bedduasından korkardı. Çünkü onların liderlikleri Allah’ın tensibi takdiri ve kendi bileklerinin hakkıydı. Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, kimse onları Türk Milletinin başına memur olarak koymamıştır.
Son Yorumlar