Kısa bir aradan sonra yeni bir kitap incelemesiyle devam ediyorum. Yalnız bu kitapta aldığım notlar çok fazla olduğundan birkaç parçaya bölerek yazacağım. Hem bu sayede siz de sıkılmadan okuyabileceksiniz. Bu kitabı da bana veren Emre Meral arkadaşıma tekrar teşekkür ederim.
Bu kitap kendimdeki bazı hataları da görmemde yardımcı oldu. Allah’tan dilerim ki benim bu zamana kadarki kusurlarımı bağışlasın ve hatalarımdan arınarak tekrarlamama müsâde etmesin. Lafı daha fazla uzatmadan notlarıma başlıyorum. Sıkılmadan okumanız dileğiyle…
______________________________________________________________________________________

Mesnevî Deryasından
Âb-ı Hayat Katreleri
Osman Nûri TOPBAŞ
Erkam Yayınları
İstanbul / 2005
Okumak için: http://abihayatkatreleri.darulerkam.altinoluk.com/
Notlar:
(S.19)
Mesnevî: “Rızıklar denizini, bir testiye dökecek olsan, ne kadarını alır? Ancak onun istiâbı kadar… Yâni her mahlûkun ancak kendine takdir olunan nasibi…” (c.1, 20)
(S.21-22)
Hazret-i Mevlânâ:
“Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen, asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur.”
“Bedenine yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor.”
“Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere sonsuzluk seyyahı olarak güçlü, kuvvetli gitsin.” Buyuruyor.
(S.23)
Allâh için gerçek dostlk, bedenleri ayrı, olan iki varlığın bir kalpte yaşamasıdır. Diğer bir ifâde ile dostların, birbirini yıkayan iki el hâline gelmesidir. Tıpkı muhâcir ve ensar gibi…
(S.23)
Mesnevî: Kendi fânî varlığından uzaklaşıp nefsânî benliğinden kurtulmuş olanlara, yani ölümsüzlere muhatab olan ve bağlanan kişi ne bahtiyardır. Yazıklar olsun, o diriye ki, ölü ile oturmuş ve kendisi de mânen ölmüştür.” (c.1, 1513)
(S.24)
Dâima Salihlerle beraber olan, sâlihleşir; zâlimlerle beraber olan da zâlimleşerek onların sulüm ve cürüm ortağı olurlar.
(S.38)
“İştiyak (: çok arzu etme, özleme) ve hasret derdinin şerhini söylemek için, ayrılıktan parça parça olmuş bir gönül isterim!”
(S.39)
Aşk, çırpınışla başlar.
(S.43)
Mevlânâ bu hakikati başka mısralarıyla şöyle anlatır:
“Yalnız kaldığın ve danışacak bir akıl sahibi bulamadığın için, ümitsizliğe düşersen hakîkat güneşine mensup bir dostun gölgesi altına girersin.
Yürü çabucak kendine bir Hakk dostu ara; böyle yaparsan, Allâh senin dostun olur, yardımcın olur.
Halvete girmek, yalnız kalmak, yabancılara karşı olur, dosta karşı değil. Kürk kış içindir, bahar için değil.
Selîm akıl, bir başka selîm akılla, yani vahiyle terbiye edilmiş akılla birleşince güçlenir, nûru çoğalır, yolunu iyi görür.
Nefs ise bunun aksine, bir başka nefsle sırf nefsânî tatminkârlık arzusuyla dost olmaktan hoşlanır, böyle olunca o yolda karanlık artar; hakîkat görünmez olur.”
(S.45)
Mesnevî: “Evlâdım; her kimi Allâh tâlibi (Allâh’ı isteyen) görürsen, onun dostu ol, onun önünde saygı ile eğil!”
“Allâh’ı isteyenlerin, Allâh dostu olanların komşusu olursan, sen de Hakk’ı isteyenlerden olursun; onların sâyesinde, sen de nefs savaşını kazanırsın.” (c.3, 1446-1447)
(S.46)
Mesnevî: “Şunu iyi bil ki, bu dünyadaki fânî ve yalancı dostlar, sahte sevgililer, sonunda hepsi sana düşman olacaktır. Başta kesen düşman kesilecektir.”
“Hâlbuki sen, feryatlar içinde mezarda: «Ya Rabbi, beni yalnız bırakma!» diye Allâh’a yalvaracaksın.” (c.5, 1523-1524)
(S.48)
Bununla beraber meşrû beşerî aşk, yani Allâh^tan gayri bir varlıkla kalbî ünsiyet ve bağlılık geçici bir merhale olarak yaşandığı takdirde, bu hoş görülür. Zîrâ bu takdirde o, muhabbetullâha giden yolda bir merhale olur. Ancak kalb, o fânî varlığa takılıp kalırsa, muhatap putlaşır ve ilâhî vuslata engel olur. Eğer Mecnûn gibi, “Leylâ diye diye Mevlâ’yı buldum.” diyeiblir ve fânî bir varlığa teveccühle başlayan meşrû muhabbeti, o fânî varlığa takılıp kalmayarak ilâhî aşka bir basamak olarak kullanabilirsek ne mutlu!..”
(S.48-49)
Mesnevî: “Herkesin, her şeyin Kendisine muhtaç olduğu, lâkin kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı bulunmayan Allâh’ın tertemiz Zât’ına yemin ederim ki, kötü yılan, kötü dosttan iyidir!”
“Kötü yılan, insanın canını alır. Fakat kötü dost, insanı ateşe atar, yakar yandırır!”
“İnsan, konuşmasa bile, kötü arkadaşından huy kapar! Gönül gizlice onun ahlâkını alır, benimser; onun kötü ahlâkını kendisine ahlâk edinir!”
“Doğruluktan nasibi olmayan, sermayesi bulunmayan arkadaş; sana gölgesini düşürür, senin sermayeni de alır gider!” (c.5, 2634-2637)
(S.48)
Peygamber Efendimiz:
“İyi ve kötü arkadaşın hâli güzel koku satanla körük çeken (demirci)nin hâline benzer. Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccânen verir ya da sen satın alırsın. (Yâhud onunla bulunduğun sürece) onunla güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise ya elbiseni yakar veya körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Buhârî, Zebâih, 31) buyurmuştur.
(S.48)
“Kumarbazlarla oturup kalkan kimse belki kumar oynamaz. Böylece kendisini kirlenmemiş hisseder. Ama onlarla bulunduğu müddetçe kumar oynamayı hoş görmeye başlar. Bu ise mânevî yıkımdır.”
(S.50)
Dostlar, acı da olsa hakîkati söylemeye çalışır. Dostunun kalıcı zarar görmesindense geçici olarak kırılmasını tercih ederek, doğruları söylemekten vazgeçmez.
(S.51)
Mesnevî: “Gönül, her dosttan bir gıda alır. Gönül, her bilgiden bir mânevî zevk, bir safa, bir arınma elde eder.” (c.2, 1089)
“Buluştuğun herkesten mânevî bir gıda alırsın, mânevî bir şey yersin. Kavuştuğun her güzel dosttan da bir şeyler alırsın.” (c.2, 1091)
(S.52)
Mesnevî: “Sen, kaskatı bir ateş veya mermer parçası olsan, bir gönül sahibine erişebilirsen cevher olursun.”
“Temiz erlerin sevgisini gönlüne yerleştir. Âriflerin muhabbetinden başka bir şeye gönül verme.”
“Ümitsizlik tarafına gitme, ümid kapıları vardır. Karanlıklar semtine varma, güneşler parlamaktadır.”
“Gönül, seni gönül ehlinin, âriflerin mahallesine doğru çeker, ten ise seni su ve çamur hapsine koymak ister.”
“Aklını başına al da, bir gönül arkadaşının sohbeti ile gönlüne gıda ver.” (c.1, 722-726)
(S.53)
Mesnevî: “Bir dosta, dostun cefâsı nasıl ağır gelir? Cefâ ve ızdırap bir şeyin içi gibidir. Dostluk onun kabuğuna benzer. Dostluğun belirtisi belâlardan, âfetlerden, mihnetlerden hoşlanmak değil midir? Dost altın gibidir. Belâ ise ateşe benzer. Hâlis altın ateş içinde saf bir hâle gelir.” (c.2, 1459-1461)
(S.55)
Mesnevî: “Âh, tabiatı bize uymayan dostun verdiği ıztıraplardan!.. Âh, onların kalbimize açtığı derin yaralardan! Ey ulu kişiler, ey büyük insanlar; aklınızı başınıza alın da kendinize iyi dostlar, uygun arkadaşlar arayınız!” (c.6, 2950)
”Kendine gel de, görünüşüne kapılma, güzel sûrete tapma; öyle bir söz de söyleme! Aynı cinsten oluşu görünüşte, sûrette arama!” (c.6, 2953)
(S.57)
Hakikî bir muhabbet, zahmetleri rahmete inkılâb ettirdiği için, sevilenin kahrı da, lutfu gibi hoş karşılanır. Bir kimsenin muhabbetinin hakîkî olup olmadığını anlamak ve seviyesini ölçmek için, sevdiğinin kahrına ne kadar tahammül gösterebildiğine bakmak kâfîdir.
(S.63-64)
Adamın birisi bir köle satın almıştı. Köle, dîn ve salâh ehlinden, takvâ sâhibi bir mü’min idi. Efendisi onu alıp evine götürünce, aralarında şöyle bir konuşma geçti:
Efendi:
“-Benim evimde neler yemek istersin?”
Köle:
”-Ne verirsen onu.”
Efendi:
“-Nasıl elbiseler giymek istersin?”
Köle:
“-Nasıl elbise giydirirsen onu giyerim.”
Efendi:
“-Evimin hangi odasında kalmak istersin?”
Köle:
“-Hangi odada kalmamı istersen orada.”
Efendi:
“-Evimin işlerini yapmak ister misin?”
Köle:
“-Hangi işleri yapmamı istersen onları.”
Bu son cevâbının ardından, efendi bir müddet tefekküre daldı ve gözlerinden süzülen yaşları silerken şöyle dedi:
“-Keşke, ben de Rabbimle böyle (dost) olabilseydim. O zaman ne mutluydu bana!..”
Bu arada köle dedi ki:
“-Ey benim efendim! Efendisinin yanında, kölenin irâde ve ihtiyârı olur mu?..”
Bunun üzerine efendi:
”-Seni âzâd ediyorum. Allâh için hürsün. Fakat, benim yanımda kalmanı da arzu ediyorum. Tâ ki canım ve malımla sana hizmet edeyim…” dedi.
Kim ki Allâh’ı hakkıyla tanır ve ona gerçek bir muhabbetle yönelirse onda ne irâde kalır, ne de ihtiyâr. (Bu durumda) o yalnız şöyle der:
“-Allâh’tan istekte bulunmak benim neyime?!.”
#1 by elif on 26 Kasım 2008 - 14:22
Quote
hep yapmak isteyip sonra yazmaya erinip yapmadığım birşeydir bu kitap notlarını paylaşmak.bunun için tebrik etmek istedim sizi ve bilin ki paylaştığınız şeyleri alan birileri var.
#2 by selcuk on 26 Kasım 2008 - 19:18
Quote
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Okuyan birileri olduğunu görmek beni mutlu etti. İnsan yazmaya eriniyor bazen evet. Daha bu kitaptan aldığım notları bitirmedim, 2 parça daha yazacağım. Bu günlerde 2. kısmını da yazmaya çalışacağım. İnşallah siz de erinmeden istediklerinizi yapabilirsiniz.
#3 by yeter on 15 Haziran 2009 - 13:15
Quote
Allah razı olsun çoookk çookkk faydalı oldu Allah ın izniyle.
Allah razı olsun bin kere.
#4 by Selçuk on 15 Haziran 2009 - 14:42
Quote
Allah sizden de razı olsun. Birilerine ufacık bir faydam dokunuyorsa bu benim için büyük bir mutluluktur. Dolaylı olarak, bu kitabı okumam için veren arkadaşım Emre’den de Allah razı olsun.