Aylardır yazmak isteyip bir türlü yazamadığım kitap notumu bugün nihayet yazmış bulunuyorum. Eskileri kadar uzun olmasa da yine biraz vaktimi aldı. Kitap hakkında bulduğum birkaç bağlantıyı da sizlerle paylaşıyorum. İyi okumalar.

Dış bağlantılar:

http://www.hepsiburada.com/productdetails.aspx?categoryid=9902&productid=kkoridor49

http://www.zaferyayinlari.com/magaza/prddet.php?pid=305

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=beyaz+zambaklar+ülkesinde

______________________________________________________________________________________

Beyaz Zambaklar Ülkesinde [Grigoriy Petrov]

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Atatürkün askeri okulların müfredatına konulmasını emrettiği kitap

Grigoriy Petrov

 

 

Notlar:

S.18:
Tanrım, beni dostlarımdan koru, düşmanlarımla ben kendim başa çıkabilirim.”

S.121:
… Lev Tolstoy çok güzel şeyler söylemiş: “Hayattaki ‘düzensizliğin’ sebebi herkesin iyi bir ‘düzene’ sahip olmak istemesidir, ama kimse hayatı ‘düzenlemek’ istemiyor.”

S.147:
Robinson şunları öğretiyor: İnsan dünyanın ve dünyadaki yaşamın efendisidir. İnsan, insan zekası, onun iradesi ve bilgeliği, doğanın bütün karanlık güçlerinden adha güçlüdür.

S.155:
-Değerli bilim adamları! Yarvinen profesörlere yöneldi. Sizler benden daha iyi biliyorsunuz ki, şeker tatlı değil, şeker temel gıdalardan biridir. Karnı tok insanlar daha az içki içiyor. Bu yüzden tatlı her zaman acının düşmanı olmuştur. Acı da tatlının düşmanı. Sarhoşlar tatlıyı sevmezler, tatlı seven ise acı içkileri sevmiyor.

S.172:
“Milyonlarca insan vahşi bir ortam ve aptallaştıran sefalet içinde doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Bu olmalı mı? Doğuştan zeki olan milyonlarca insan bütün hayatı boyunca aptal birer hayvan olarak kalıyor. Bu da mı olmalı? Milyonlarca küçük kardeşiniz, kaba, acımasız, aşağılık bireyler olarak yetişiyor. Bu da mı olmalı? Ve bütün bu iğrenç, canice ‘olmalı’ sözünden dolayı utanmıyor musunuz? Bu utanılacak derecedeki aptallık ve ilgisizlik de mi olmalı?”

S.187:
“Bizim halkın yüzbinlercesi de pratikte ateist,” diye yazıyordu Luka Macdonald. “Tanrı’yı ve dini kasıtlı olarak reddetmiyorlar, sadece Tanrı hakkında konuşmuyorlar ve düşünmüyorlar. Tanrı ve dinin onların hayatında bir rolü yoktur. Hıristiyan olarak kabul edildikleri için, onlar da kendilerini öyle adlandırıyorlar, fakat ne İsa’nın, ne de onun öğretilerinin sözünü bile etmiyorlar. (Çin hakkında geçen bir yazı)

S.189:
“Yalancılar!” diyordu Macdonald öfkelenerek. “Ben kiliseye hakaret etmiyorum, sadece kiliseyi felç ettiğiniz için kızıyorum. Ve ben ‘diyaneti’ suçlamıyorum, sadece ‘gerçek’ papazları, canlı, Tanrı ruhuna sahip insanları arıyorum. Onları çağırıyorum. Topluma, gençliğe yalvararak sesleniyorum:

Kilise haznelerine gidin. Kiliselerdeki doz ve örümcek ağını temizleyin. Şekilci memurları, siyasette kariyer yapmayı düşünenleri ve tüccarları havari görevinden uzaklaştırın. Halkın kalbinde din ateşini yakın. Milyonlarca insanın nasırlaşmış, odunlaşmış kalbinde Tanrı’yı uyandırın.

S.196:
“Eğer halkta, halklarda dindarlık olmaz ise, ne bilim, ne felsefe, ne sanat, ne politika, ne de teknoloji insanları kötülükten, hayatın zorluklarından kurtarabilir.”

“Dinden değil, dindarlıktan bahsediyorum.” Luka Macdonald bu temel düşüncenin altını çiziyordu. “Çok fazla din olabilir ve var da, dindarlık ise tek bir şeydir; farklı dinlerdeki insanlar arasında ortak bir şey.

Dinimizin yeryüzündeki sevinci olan Francis Assizyalı, neşeli, zengin, ferah Floransa’daki hayatı bırakarak, fakir rahip kıyafetinde, insana, Tanrı’ya, gökteki kuşa, ormandaki hayvana karşı sevgi uyandırmak için halkın arasına karışıyor.

Gökteki güneş ve yıldızlar, yuvasındaki solucan, evdeki anne, ülkedeki bakan, kırdaki ot, bütün bunlar tek, büyük yaratılış gücünün belirtisidir; bütün bunlar, tek bir ailedir. Herkes ve her şey birbirine yakındır ve birbirine benzer. Kardeşler, arkadaşlar, meslektaşlar, hepsi birbirinin yardımcısıdır.

Sen bendensin, ben sendenim, biz kainattayız, kainat ise bizdedir, hepimiz biriz. Eğer kainata zarar veriyorsan, insanlara ya da hayvanlara kötülük yapıyorsan, aslında kendine zarar veriyorsun, kendini çirkinleştiriyorsun.”

S.199:
“Sizler rüzgarlı havada sigara içtiğinizde, onu yakana kadar üç, beş, on kibrit yakıyorsunuz, ta ki sigara yanana kadar. Bir kerede sizin beyninizi, iradenizi yakmamı nasıl beklersiniz benden? Hele bir de sizler sadece ‘rüzgar altında’ değil de, ateşin yakılması güç olan derin bir bataklıkta iseniz.”

S.220-221:
Engeller, şansızlıklar, düşmanlarınızın zaferi olacak; sizler sönmeyin! Moralinizi bozmayın! Asla vazgeçmeyin!

Şansızlıklarla veya engellerlee karşılaştığınızda şöyle demeyin: Bizler denedik, başladık, savaştık ama destek yoktu. Her adımda düşmanlarla ve engellerle karşılaştık. Böyle söylemeyin. Karanlığın ruhu söndürüyor; sizler yakın! Bir kez söndüyse, ikinci kez yakın… üçüncü… beşinci… yedinci… yüzüncü… bininci kez yakın.”

“Yakmaktan korkmayın,” diye heyecanla bitiriyordu sözlerini Luka Macdonald. “Kendiniz de yanın ve diğerlerini de yakın, ta ki etraf aydınlanana kadar. Hızlı başarıları beklemeyin. Anlayış ve destek yerine, sizinle dalga geçecekler. Ün ve şöhret yerine, nefret ve iftira olacak. Yardım yerine gizli entrikalar ve hatta aleni savaşlar olacak size karşı. Onlarca, yüzlerce, binlerce karanlık ışıklı işinizi söndürecekler; siz de yanın! Yanın ve yakın!”

S.227:
Bu kitap çeşitli ülkelerdeki insanların ilgisi ve yardımı sayesinde yayımlanmıştır. Okurlarla vedalaşırken, bir kez daha bu kitabun ilginç olayına dönmek istiyoruz. Seksen yıl boyunca neden bu kitap durmadan yayımlanıyor? Bu kitabın Türkiye’de, Bulgaristan’da ve Yugoslavya’daki başarısı neye bağlıdır? Çünkü Finlandiya’da ün kazanmış Petrov tarafından yayımlanan bu kitap birçok şaşırtıcı soruyu gündeme getirdi:

“Petrov şunları ve şunları nereden aldı?”, “Snelman böyle konuşmuyordu!”, “Yarvinen veya Gulbe tam olarak kimlerdi?” Fakat kitabın en çok başarı yakaladığı ülke olan Türkiye’de, olaya çok farklı bakıyorlardı. Türkçe yayınların birkaçında sonsöz olarak şunlar yazılmış: “Kitabın esas değeri Finlandiya’yı anlatmasından kaynaklanmıyor. Değeri, bu kitap sayesinde Türk milleti olarak nasıl göründüğümüzü ve geleceğimizin nasıl olacağını anlayabilmemizi sağlamasındandır.”