MSN alanıma daha önce eklediğim yazımı değiştirmeden buraya naklediyorum:

Öncelikle bana bu kitabı temin eden dostum Emre Meral’e ihtiyacım olduğunda verdiği manevi desteğinden dolayı saygılarımı sunarım. Bu ve başka kitaplar hakkında yorum ve notlarını okumak isterseniz www.emremeral.com adresinden kişisel blog sayfasına ulaşabilirsiniz.

Kitabı okuyup bitirmemin üzerinden 1 haftadan fazla zaman geçmesine rağmen vakit bulamadığım için yazmak bugüne nasip oldu. Yazmak gerçekten zaman alan, uğraşlı bir iş bunu öğrendim. İlk kitap incelemem de olacak, bu yazımda pek yorum kat(a)madan sadece kitaptan aldığım bazı bölümleri burada paylaşacağım. Belki biraz uzun olabilir ama sıkılmadan hepsini okumanızı dilerim. Ben sıkılmadan (bu yazıyı yazarken tekrar göz attığımdan nerdeyse iki kere) okuyup zamanımı da ayırarak buraya da yazma çabasını gösterdim. En azından okunduğunu bilmem adına yorum da bırakabilirseniz sevinirim.

Saygılar.
____________________________________________________________________________________

Kitap Künyesi:

DUA
_____________________________________________
Ali Şeriati
(Alexis Carrel’den çeviri)

Yeni Zamanlar Yayınevi

5. Baskı, Ocak 2004
_____________________________________________

Notlar:

Hıristiyanlığın duası, kendini hayattan ve hayat kabalığından uzak tutmaktır. Carrel’in de deyimiyle: “Dua’nın kökeni yoksulluk ve aşktır.” Fakat müslümanların dualarında bunlardan başka bir diğer unsur -dua edenin yaşadığı beşeri sorunları ve dertleri de dua’da belirtmek şeklinde- içtimai bir yön vardır.
(Sayfa: 8 )
—————

DUA

Bazı batılıların görüşüne göre asıl anlamıyla akıl, aşktan çok daha üstündür. Biz, güçlü zihin ve zekâ fonksiyonumuzu, duygu ve keşiflerimize tercih ediyoruz. Bilim, dini uyutmak veya söndürmek biçiminde parlıyor. Biz Descartes’i izlerken, Pascal’ı bırakmış, unutmuşuz. Biz zekâ gücümüzü sağlamlaştırma ve ilerletme uğraşı verirken, ruhun manevî çabalarını -ahlâk duyusu, güzellik duygusu ve özellikle irfan duygusu gibi- olgunlaşmaktan, gelişmekten alıkoyuyoruz.
(Sayfa: 19)
—————

Tıpkı, biçimi, kitabî eğitim ve öğretim bilgisine dayanmayan güzellik ve aşk mefhumlarına olduğu gibi. Gönlünü kuşku ve endişelerden soyutlayabilen basit insanlar, tıpkı güneşin ısısı, gülün kokusu gibi Allah’ı da duyarlar. Allah, kendisine sevgiyle yönelene kolaylıkla yönelirken, akıl ile kavranılandan başkasını kabul etmeyene ise gizli kalır.
(Sayfa: 21)
—————

İhtiyaç duyduğumuz bir şey için Allah’tan yardım dilememiz, tümüyle geçerli bir hareket olmasına rağmen, kendi çabamızla elde edebileceğimiz şeyleri veya ihtiraslarımızın gerçekleşmesi için dua etmek abestir, geçersizdir.

İstekler, eğer sürekli, ısrarlı, sıkılganlıktan uzak bir tür ani saldırı özelliğini taşıyorsa başarılı olur.

Yol kenarında oturmuş bir kör, gelip geçenlerin kendisini susturmaya çalışmalarına rağmen, ciğerini yırtarcasına, avazı çıktığı kadar bağırıyor, feryad ediyordu. Oradan geçen İsa ona “İmanın seni kurtardı.” dedi.
(Sayfa: 26)
—————

Dua ihtiyacını kendisinde öldüren bir toplum; fiiliyatta fesat ve çöküşten korunabilecek unsurlara artık sahip değildir.
(Sayfa: 36)
—————

Dua eden çehrelerde önceleri var olan vurdumduymazlık, eksiklik, kıskançlık ve kötüük duyguları, yerlerini; iyiliğe, başkalarına iyilik yapmaya ve hayırlarını istemeye terkeder.
(Sayfa: 40)
—————

Başkası için yapılan dua, bireyin kendisi için yaptığı duadan sürekli daha etkili olagelmiştir.
Öyle anlaşılıyor ki, duanın kabulü; şiddet, ısrar, keyfiyet ve içtenliğe bağlıdır.
(Sayfa: 43)
—————

Nietzche: “Dua etmek ayıptır.” diye yazar. Gerçekteyse dua ermek, yemek-içmek veya teneffüs etmek kadar ayıp değildir.
(Sayfa: 44)
—————

Biz bilimin tüm güzelliklerini sevdiğimiz gibi, Allah’n da tüm güzelliklerini sevmek zorundayız. Descartes’e kulak verdiğimiz şevkle, Pascal’ı da dinlemek zorundayız.
(Sayfa: 44)
—————

“Cinayetler üzerinde yapılan incelemeler ortalama bir düzeyde göstermiştir ki, toplumda cani ve suçlu olarak tanınan bireyler, ya hiç, ya da cahilce, fakat çok az dua eden kimselerdir. …”
(Sayfa: 51)
—————

AŞK

“Allah, hayat ve varlık gibi iki yüce sırrın yaratıcısıdır. Ve iki büyük mucize olan hayat ve varlık O’ndandır.”
(Sayfa: 55)
—————

İnsanın üstünlük derecesi, hayat boyu yediklerine değil; o insanın yüce istekleri olmasına, eksikliklerini duymasına ve olgunluğa talip olmasına bağlıdır. Ve insan, duyarlı, titiz bir biçimde kendini ölçebilir. Yani herkes belli ölçüye göre daha insanî özellikler, daha mükemmel istekler, daha olgun ve daha yüce bir duruma sahip olabilir. Basit insanların istekleri basit; büyük insanların istek ve arzuları da büyük olur.
(Sayfa: 57)
—————

Aşk; hayret, kaçış, ışıksız kalma, uzak düşmedir. Aşk; bağlanma, bağlanışı yenilemek içindir.
(Sayfa: 60)
—————

Kimler dua eder? Kim şiddet, aşk, ızdırap ve korkuyla ister? “Var olan” ile “olması gereken” arasındaki ayırımı fazlasıyla bilen bir kimse… Izdırap duyan, sürekli isteyen, aşık olan, susuz kalan bir kimse… İşte böyle kimseler dua eder.
(Sayfa: 78)
—————

“Hiç bir millet, duayı terkettiği için olduğu kadar, kendini ölüme hazırlamamış, çöküş ve alşalmaya maruz bırakmamıştır.”
(Sayfa: 99)
—————

“Aşk emredince imkânsız şey teslim olmak zorunda kalır.” (Schandel – “Yalnızlık Söyleşileri’nden)
(Sayfa: 101)
—————

DUA I

Allah’ım! “Akidemi” “meselelerimin” elinden kurtar ve koru!

Rabbim! Bana mesuliyetten kaçan inanç ucuzluğuna karşı dayanma gücü ver!

(Sayfa: 111)
—————

Ya Rabbi “Rousseau”ya ilham ettiğin şu sözü asla aklımdan çıkarma: “Ben senin ve inancının düşmanı olsam da, senin ve inancının özgürlüğü uğruna canımı fedaya hazırım.”
(Sayfa: 114)
—————

Allah’ım! Sevdiğin herkese öğret ki; aşk, yaşamaktan iyidir. Daha çok sevdiklerine de; sevmenin aşktan üstün olduğunu bildir!
(Sayfa: 115)
—————

DUA II

Ey Kadir olan Allah’ım!

Ailemize mesuliyet, halkımıza bilim, mü’minlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza kavrayış, kavramışlarımıza tutuculuk, kadınlarımıza bilim, erkeklerimize şeref, ihtiyarlarımıza bilgi, gençlerimize asalet, öğretmen ve üstadlarımıza, öğrencilerimize inanç, uyuyanlarımıza uyanıklılık, uyanıklarımıza irade, tebliğlerimize gerçek,dindarlarımıza din, yazarlarımıza güvenilirlik, sanatkarlarımıza dert, şairlerimize şuur, araştırmacılarımıza hedef, ümidsizlerimize ümid, zayıflarımıza güç, muhafazakarlarımıza hareket, ölümcül uykularda olanlarımıza hayat ve dirilik, körlerimize görme, suskunlarımıza feryad, müslümanlarımıza “KUR’AN” ve “SÜNNET”, tüm mezheplerimize birlik (vahdet), kıskançlarımıza şifa, bencillerimize sabır, halkımıza kendini bilme, tüm milletlerden kurulu milletimize samimiyet, himmet, fedakârlık yeteneği, kurtuluşa layık oluş ve izzet bağışla!
(Sayfa: 127-128)
—————

Eğer bir kişi, intizar, bağlılık, çaba, bağlanma arzusu ve kavuşma isteği derinden derine duymuyorsa; tek başına, yapayalnız olana oranla, daha “yalnız” değildir. Bunun aksine, içinde öyle bir kavuşma, bağlanma ve mutluluğu duyan fakat ondan ayrı düştüğünü, ona uzak kaldığını hisseden biri “yalnız” kalmıştır. Hem de toplumun kalabalığında yalnız.
(Sayfa: 140)
—————

Tuhaftır; üzülerek belirteyim ki, insan olarak biz, tarih boyunca, akılcı uygarlıkların bağlısı kalmışız. Yunan, Rum ve bugünkü dünya uygarlığı gibi. Güç, bilgi ve mantığı elde etmek yolunda, insan olmak duygusunu ve tüm manevî sermayeleri elen çıkarmışız. Yani felç hali! Bugün de gördüğümüz gibi.
(Sayfa: 151)
—————

“Medenî toplum, vahşi (barbar) insandır.”
(Sayfa: 152)
—————

Bir yanda aklî erginliğin, öte yanda hissî erginliğin doruğunda, insanoğlu. Maneviyata yöneliyor, zaafa düşüyor. Hatta zelzeleye, soğuk-sıcak havaya maruz kalarak yok oluyor. Kıtlık, varlığını telikeye sokuyor.

Öte yandan aklî erginliğe yükseliyor. Bir yönüyle, güneş sistemini tehlikeye sokacak kadar güçlenirken, öte yandan bir kurttaki hayvanî duygu kadar bie duygu taşımıyor!
(Sayfa: 154)
—————
 
Öyle bir faica olmuştur ki, hiç kimse kendisine aykırı bir inanca tahammül edememekte, kendine aykırı kavramı anlayamamakta, bir başka soruna kulağını tıkamaktadır. Ve hiç anlamak istememekte ki, dünya ne kadardır, nereden nereye kadar vardır? İslâm’ın bugün dünyadaki durumu nedir? Gücü nedir? Varlığı nedir? Kendi mahallesinden ötesini kavrayamaz insanımız!
(Sayfa: 155)
—————
 
İnsan dört zindanın tutsağıdır:

Dördüncüsü “benlik zindanı”dır. Özgür “ben”imi kendnde hapsetmektir.

Dördüncü zindandan aşk ile, yalnızca aşk ile kurtulur insan.
(Sayfa: 156-158)
—————

… Bir aşk ki fedakârlığı açıklayabilsin. Bir aşk ki, insanı ihlâsın doruğuna ulaştırabilsin. Bir aşk ki, insana değer verirken kendini yok sayabilsin ve bun ispatlasın. Bunlar aşıktan başkasının anlayamayacağı kelimelerdir. Bunlar aşıktan başkasının söyleyemediği kelimeler… Bunların anlamını aşkı kavrayandan başkası kavrayamaz.

… “Dua; insanın ızdırap, çile, endişe ve merakından ibarettir. Kendi benlik zindanından, vaoluş zindanından bilgiye ulaşmasıdır, kişinin. Kurtuluş arzusunu ve kurtuluşa olan aşkı ispatlanmaz yapandır.”
(Sayfa: 159)
—————

Aşkı kavrayamayan bir insan, ilmî gücün zirvesine çıkarak tabiatı kendisine köle yapsa da, yine bir hayvan gibi “ben”liğinin kurbanı olacaktır.

Fiiliyatta gördüğümüz ise; dua eden insanların amel etmediği, amel edenlerin ise dua etmediğidir. Biz amel etmiyor ve dua ediyoruz: “Allah’ım! Bize başarı ver. Dünya ve ahirette mutluluk ver! Dünya nimeti bağışla! Nmet ve afiyet ver” diyoruz. Oysa biz bunların hiçbirini yapmıyor ve fakat sadece söylüyoruz. Peki bu ne biçim duadır?

Biz, dünyada, sürekli olarak dua eden, aciz insan kılığında, hiç bir güzellik taşımayan insanlar görüyoruz.
(Sayfa: 160)
—————

Dua, mert çehrelerde güzellik kazanır.

Ama unutulmamalıdır ki, aşk ve sevgide insanı toprağa düşürecek tek aşk ve ölçü Allah için olandır.

… bugünkü dünya insanlığını güçlü kılan herşey, uygarlaştıran herşey, Aristoculuk ve Dekartçılıktır. Ve bu tür ölçülerle insan ruhunun inceliğini, manasını güzelliğni elinden almışlardır. Artık kavrama yeteneğini yitirmiştir o! Bilinç altında varolan, ya da tanığı olduğu birçok tatlı nimetleri; sır olan, ya da meçhul; fakat insan hayatının bir parçası olan güzellikleri elden çıkardığından artık onları anlayamazlar! Sonuçta da güç kazanırlar; sert bir ruh sahibi olur.
(Sayfa: 161)
—————

Tüm diğer varlıklar sevmek kavramını gerçekten anlayamazlar. Allah, mabud olduğundan, abid olmayacağından, tapmanın büyük lezzetini tadan yalnız insandır.

Nasıl ki akıl (yansıyışı bilimdir), toplumların uygarlaşmasının ve insanlığı ilerletmenin etkeniyse, aşk da (yansıyışı ibadet ve duadır), insanı medenileştiren en büyük etkendir.
(Sayfa: 162)
—————

Akıl, toplumsal medeniyetin, bilim -ki aklın tecellisidir- vasıtasıyla, medenî toplumlar oluşturmaktadır. Aşk ise, yüce ruhlu, tabiattan daha yüce, medenî insanlar yetiştirir.

Aşk, sevmektir.
(Sayfa: 163)
—————

Kitabı şu adresten temin edebilirsiniz:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/78354/dua?sa=39617671

Tags: , ,